Dua Editörün Seçtikleri İlim Köşesi

Duanın Önemi – Sıkıntı ve Darlıkta okunacak dualar

Dua Nedir?

Dua, arapça bir kelimedir ve birisine mesaj vermek, çağırmak, onunla irtibat kurmak anlamlarına gelir.
Özel kullanımı esas alındığında dua, Kulun Allah’a yalvarmasını, halini arzetmesini ve içini dökmesi ve ihtiyaçlarını dile getirmesi demektir.

duanın önemi

>> Nasıl dua etmeliyiz?
>> Dua gazabı geri çevirir mi?
>> Sıkıntı halinde ve hastalar için okunacak dualar

Duanın Önemi

Duanın önemi ni anlamamız için öncelikle Allah’ın bizlere İsrâ Sûresinin 44. ayetinde buyurduğu kelamını okuyalım;

“Kainatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah’ı tesbih etmesin, Onu anmasın, Ona dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını anlamazsınız.”

Ayeti kerimede belirtildiği üzere her şey dua etmektedir bizlerinde hayatı dua’sız düşünmemiz mümkün değildir.

Dua’nın önemi hakkında Allah-u teala Furkan Sûresinin 77. ayetinde şöyle buyurmuştur;

“Habibim, insanlara de ki, duanız olmasaydı Allah katında ne ehemmiyetiniz vardı.”

Ayeti kerimedende anlaşılacağı üzere bizim Allah katındaki değerimiz ve önemimiz duamız sayesindedir.
Duamız yoksa bir değerimiz, ehemmiyetimizde yoktur. Bu sebeple Allah’ın bütün sevgili kulları dua’dan uzak kalmamışlardır. Örneğin Kur’an’da peygamberler anlatılırken onların duaları nazara verilir ve onların dua insanları oldukları vurgulanır. Hz. Adem (aleyhisselam) dua eder ve dua ettikten sonra hatası affedilir, Hz. Musa (asm) duasıyla kardeşi Hz. Harun (aleyhisselam) peygamber olur. Hz. Yunus (aleyhisselam) duası ile balığın karnından kurtulur, bu hadiseler sadece bir kaç örnektir. Peygamber efendimiz (Sallallahualeyhivesellem)’de dua’dan uzak kalmamıştır ve dua ile ilgili bir çok hadis-i şerif’i bulunmaktadır.
Dua, rahmetin celbine vesile olduğu gibi müsite ve belaları da ortadan kaldırmaktadır. Konu içerisinde verilen hadis-i şeriflerde bu konu anlatılmaktadır.

Dua’nın kabul olunacağı zamanlar ve mekanlar

Dua’nın kabul olunduğu zamanlar ile ilgili, Abdullah ibni Amr (Radıyallahu Anhumâ) dan rivâyet edildiğine göre Rasûlüllâh (Sallallahualeyhivesellem):

“Şüphesiz (her) oruçlu için iftarı vaktinde, elbette bir duâ (hakkı) vardır ki o asla geri çevrilmez.” buyurdu.
(İbnü Mâce,Sıyâm: 48, No: 1753, 1/557)

Yine dua’nın kabul olacağı zamanlar ile ilgili, Enes (Radıyallâhu Anh) dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllâh (Sallallahualeyhivesellem):

“Ezanla ikâmet arasında yapılan duâ reddedilmez” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Salât:35, no:521, 1/199; Tirmizî, Salât:158, rıo:212,1/415)

Seher vakti yapılan duâ kabûl edilir.
Çarşamba günü öğle ile ikindi arası yapılan duâlar da kabûl edilir.
Dua’nın kabul olacağı zamanlar ile ilgili Nitekim Câbir ibni Abdillâh (Radıyallâhu Anh): “Rasûlüllâh (Sallallahualeyhivesellem) Fetih Mescidi’nde (Medîne-i Münevvere’de, Hendek muharebesinin yapıldığı yerdeki en yüksek mescidde) üç gün (Pazartesi, Salı, Çarşamba) duâ yaptı. Çarşamba günü iki namaz (öğle ile ikindi) arasında duâsı kabûl edildi. O zaman ben onun yüzünde kabûlden dolayı sevinç gördüm” diye anlattı.

Hazreti Câbir şöyle devam etti. “Ne zaman benim başıma mühim bir iş gelse, mutlaka o saati kollar, onda duâ yapardım ve kabûlünü görürdüm.” (Kurtubî, et-Tefsîr, 2/313)

Dua’lar hangi zamanlarda kabul olur;

  • Zorluk hâlinde (insan çok dara düştüğünde),
  • Yolculuk ve hastalık hallerinde,
  • Yağmur yağarken,
  • Allâh yolunda cihâd etmek için saf tutulurken,
  • Tüyler ürperdiğinde, işte bu durumlarda yapılan duâların kabûl edileceği hakkında bir çok rivâyetler vardır.

Nitekim Şehr İbni Havşeb (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilmiştir ki, Ümmü’d-Derdâ (Radıyallâhu Anhâ) kendisine: “Ey Şehr! Vücudunda arasıra ürperme buluyor musun?” dedi.
O da: “Evet” deyince, Ümmü’d-Derdâ (Radıyallâhu Anhâ):
“O zaman Allah’a duâ et, o anda duâ kabûl olunur.” dedi. (Kurtubî 2/313)

Dua’nın kabul edileceği yerler;

  • Ka‘be-i Muazzama görüldüğünde,
  • Üç mescidde, (Ka‘be-i Muazzama, Ravza-i Mutahhara ve Mescid-i Aksâ’da),
  • Tavâf yapılırken,
  • Mültezem’de (Hacer-i Esvedle Ka‘be’nin kapısı arasında), Beytullâh’m her tarafında,
  • Zemzem kuyusunda,
  • Zemzem suyu içildiğinde,
  • Safa ve Merve (tepeleri) üzerinde,
  • Sa‘y yapılırken,
  • Makâm-ı Îbrâhîm arkasında,
  • Arafat’ta,
  • Müzdelife’de,
  • Minâ’da,
  • Cemerâtta (şeytan taşlama yerlerinde),
  • Peygamberlerin (Salavâtullâhi Alâ Nebiyyinâ ve aleyhim ecma ‘în) kabirleri yanında,
    Ehlince bilinen şartlarla sâlihlerin kabirlerinde duânın kabûlü denenmiştir.
  • Hele Ma‘rûf-u Kerhî (Kuddise Sirruhû) Hazretlerinin Bağdat’daki kabr-i şerifi, duâların kabûlü için tiryâk-ı mücerreb (denenmiş bir ilâç)tır.
  • En‘âm Sûresi 124’üncü âyetindeki, Celâleteyn (iki lâfza-i celâl) arasında yapılan duâ da aslâ reddedilmez.

Dua’nın fazileti ile ilgili Ayet’ler;

Dua’nın fazileti ile ilgili ayetler, Dua’nın fazileti ile ilgili Allah (c.c) Bakara Sûresinin 186. ayetinde şöyle buyurmuştur;

Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.’

Mü’min Sûresi’nin 60. ayetin’de dua ile ilgili buyurulmuştur ki;

(Ey insanlar!) Rabbiniz buyurdu ki: ‘(Sonsuza kadar yalvarsanız bile size hiçbir cevap veremeyecek putlardan medet ummayı bırakın da) Bana dua (ve ibadet) edin ki, (isteklerinizi yerine getirerek) size icabet edeyim (ve sevap vereyim)! Şüphesiz o kimseler ki Bana kulluk etmekten büyüklenmektedirler; pek yakında alçak kimseler olarak cehenneme girecektirler.’

Dua’nın önemi ve fazileti ile ilgili Furkan Sûresi’nin 77. ayetin’de şöyle buyurulmuştur;

“(Habîbim!) De ki: “Duanız(ve ibadetiniz) olmasaydı, Rabbim sizi ne yapsın?/Rabbim size niye değer versin? (Çünkü değeriniz, ancak Rabbinizi bilmeniz sayesindedir, yoksa hayvanlardan ne farkınız olurdu?) Fakat siz gerçekten (Benim tebliğlerimi) yalanladınız.Artık pek yakında o (azap), (yakanıza) yapış(ıp sizi cehenneme düşürünceye kadar bırakmay)an bir şey olacaktır!”

Neml Sûresi 62. ayeti kerimesinde dua’nın öneminden ve faziletinden bahsedilmektedir;

(Kendilerine dua edenlerin farkında bile olmayan ve size yeryüzünde hiçbir imkân sağlayamayan putlar mı daha menfaatlidir,) yoksa Kendisine dua ettiği zaman, zorda kalan(ın yakarışında sürekli icâbet eden, o kötülüğü aç(ıp kaldır)an ve sizi (geçmiş ümmetlerin ardından) yerin (yönetiminin yetkili) halîfeleri kılan Zât mı?! Allah ile birlikte bir ilâh var mı?! Pek az Öğütleniyorsunuz!”

Nasıl dua etmeliyiz konu ile ilgili A’raf Sûresi 55-56 ve 180. ayetlerinde şöyle buyurulmuştur;

“Rabbinize yalvar(ıp yakar)arak ve (için için) gizlice dua edin! Şüphesiz ki O, (peygamber olmayı istemek ve göklere çıkarılmayı talep etmek gibi uygunsuz dualar yaparak ve dua ederken bağırıp çağırarak) haddi aşanları sevmez (ve onların bu yaptıklarına rıza göstermez).”
(A’raf Sûresi: 55)

“Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.”
(A‘râf Sûresi: 56’dan)

“O (en güzel ve en şerefli mânâlara delâlet eden) en güzel isimler yalnızca Allâh’a âittir! Öyleyse O’nu onlarla adlandırın /O’na onlarla yalvarın/.”
(A‘râf Sûresi: 180’den)

Allah’ın isimlerinin anlamlarını öğrenmek için tıklayınız. (Esmaül Hüsna)

Dua’nın Fazileti ile ilgili Hadis-i Şerifler;

Nu‘mân ibnü Beşîr (Radıyallâhu Anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem);

Duâ etmek (Allâh-u Tefâlâ’ya) ibâdetin ta kendisidir” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Kitâbü’s-salât: 358, No: 1479, 1/466; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân:41, No: 3247, 5/374)

Ebû Zerr (Radıyallâhu Anh) rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem), Rabbi —Azze ve Celle-nin şöyle buyurduğunu nakletti:

“Ey Âdemoğlu! Şüphesiz sen Bana duâ ettiğin ve Benden ümitli olduğun müddetçe, sende olan (bütün günahlara rağmen şahsın)ı mağfiret ederim.
Ey Âdemoğlu! Muhakkak ki sen Bana yeryüzünün dolusu kadar günahlarla gelsen de; Bana hiç bir şeyi ortak koşmadıktan sonra, Ben de seni yeryüzünün dolusu mağfiretle karşılarım.”
(Tirmizî, De‘avât: 99, no:3540, 5/548; Dârimî Rikak:72, no:2788, 2/414)

Ebû Zerr el-Gıfârî (Radıyallâhu Anh) dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Azze ve Celle buyurdu ki:

Ey kullarım! Hepiniz açsınız; ancak Benim yedirdiklerim müstesna. O halde sizi yedirmemi isteyin ki, yedireyim.
Ey Kullarım! Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız. O halde sizi giydirmemi isteyin ki, giydireyim.
Ey Benim kullarım! Sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, cinleriniz ve insanlarınız, yüksek bir yerde toplansalar da, hepsi Benden (ayrı ayrı şeyler) isteseler, Ben de onlardan her birine isteğini versem bu, Benim yanımdaki (hâzinelerden ancak denize daldırdan bir iğnenin (sudan) eksilttiği kadar eksiltebilir.”
(Müslim, Bir No:2577, 4/1994)

Enes (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) buyurdu ki:

“Allâh-u Te’âlâ şöyle buyuruyor: ‘Ben, kulumun Bana karşı olan zannının yanındayım (Beni nasıl zannederse öyle bulur) ve o Bana duâ ettiğinde, Ben onunla beraberim’ buyuruyor.
(Müslim, Zikir: 19, no:2675, 4/2067; Tirmizî, Zühd: 51, no:2388; Ahmed ibnü Hanbel, el-Müsned, no:13969, 3/277)

Âişe (Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem):

“Şüphesiz Allâh-u Azze ve Celle (Kendisinden bir şey isterken) ısrarla duâ edenleri sever” buyurdu. (Taberânî, Kitâbu’d-Duâ: 2/795)

Câbir ibni Abdillâh (Radıyallâhu Anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) şöyle buyurdu:

“Canım, (kudret) elinde olan Zât’a yemin ederim ki, şüphesiz bir kul, Allâh-u Azze ve Celle’ye duâ eder, Allâh-u Te’âlâ da ona kızgın olduğu için duâsını kabûl etmez.

O yine duâ eder; Allâh-u Te’âlâ yine kabûl etmez. Kul tekrar duâ edince, Allâh-u Te’âlâ meleklerine ‘Kulum Benden başkasına duâ etmekten kaçındı. O Bana duâ ediyor, Ben ise on(un isteğini karşılamak)dan yüz çeviriyorum. Sizi şâhid tutuyorum ki, muhakkak Ben onun duasını kabûl ettim’ buyurur.”
(Taberânî, Kitâbu’d-Duâ: 2/795)

Abdullah ibni Mes‘ûd (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) şöyle buyurdu:

“Allâh-u Azze ve Celle’nin fazl-u kereminden isteyin. Zîrâ Allâh-u Azze ve Celle Kendisinden istenmesini sever. En üstün ibâdet (başa gelen bir musibetin) açılmasını bekle(rken dua et)mektir.” (Tirmizî, De‘avât:116, No: 3571, 5/565; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, no:10088, 10/101)

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem):

“Allâh-u Te’âlâ Kendisinden istemeyene kızar.” buyurdu.
(Tirmizî, De ‘avât:2, No: 3373, 5/456)

Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu anh) dan rivâyet edilen bir h-dîs-i şerifte, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem):

“Sizin biriniz takunyasının kopan bağına varıncaya kadar, her şeyini Rabbinden istesin.(,ufak şeyler istemekten çekinmesin)” buyurdu.
(İbnü Hibbân, Rikâk, No: 894, 3/177)

Dua gazabı geri çevirir mi?

Selmân-ı Fârisî (Radıyallâhu Anh) dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte Nebi (Sallâllâhualeyhivesellem);

“Kazâyı (Allâh-u Te’âlâ’nın bir mesele hakkındaki takdirini) ancak duâ geri çevirebilir. Ömrü de, ancak iyilik artırabilir.” buyurdu.
(Tirmizî‘ Kader:6, No: 2139, 4/448; Tahâvî, Müşkilü’l-Âsâr, no:3068, 8/78)

Şu bilinsin ki, kazâ (Allâh-u Te’âlâ’nın takdiri) iki türlüdür. Biri kazâ-i mübrem, diğeri kazâ-i muallâk’tır. Mübrem kesin, muallâk ise askıda demektir.

Allâh-u Te’âlâ’nın ezelde verdiği kararlar aslâ değişmez. Ancak “Kulum duâ yaparsa veya sadaka verirse ondan bir takım belâları defedeceğim” diye askıda bıraktığı bir takım kararları vardır ki, kul dua eder veya sadaka verirse, Allâh-u Te’âlâ ondan belâları defeder.

Kul böyle yapmadığı takdirde, Allâh-u Te’âlâ onu bazı musibetlere ma’rûz bırakır.

Nitekim Enes (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) cüzzam hastalığına tutulmuş kimselerin yanından geçerken:

“Bu adamlar Allâhu Teâlâ’dan âfiyet istememişler (ki bu hastalık başlarına gelmiş) buyurmuştur. (Taberânî, Kitâbu’d-Duâh/806-807)

Abdullâh ibni Mes‘ûd (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte de, Rasûlüllâh Sallâllâhualeyhivesellem):

“Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, belâya karşı da duâ hazırlayın.” buyurdu. (Taberânî‘ el-Mu’cemu’l-Kebîr, no:10196, 10/128; Beyhakî, Şu‘abu’l-îmân, no:3557, 3/282)

Âişe (Radıyallâhu Anhâ)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte de, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) şöyle buyurdu:

“Sakınmak kadere yaramaz (tedbir takdiri bozamaz). Duâ, inen ve inmeyen her şeye yarar (başa gelen belâyı kaldırır; henüz gelmemiş olanı da durdurur).
Şüphesiz ki belâ (gökten) inmeye başlar, peşisıra dua ona kavuşur, böylece o ikisi kıyâmete kadar çarpışırlar (Duâ, gökten inen belâyı karşılar ve onun yeryüzüne inerek sahibine zarar vermesine engel olur).”
(Hâkim, el-Müstedrek, no: 1813,1/491)

İşte bütün bu hadîs-i şerifler, duâların belâları ortadan kaldırmaya vesîle olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Ancak Allâh-u Te’âlâ evveli olmayan ilmiyle bir kimsenin dua yapıp yapmayacağını veya sadaka verip vermeyeceğini ezelde bildiği için, kararlarını ona göre vermiştir.
Onun ilminde hiç bir değişiklik ve yanlışlık söz konusu olmadığı için, kazâ ve kaderi de asla değişmez. Lâkin Allâh-u Te’âlâ’nın sırlarını bilmekten âciz olan bizler, her işte olduğu gibi, bu hususta da sebeplere sarılmakla memuruz. İşte bu hususta yegâne sebep ve belâların define tek çare dua’dır.

Ebû Sa’îd el-Hudrî (Radıyallâhu Anh) dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllâh (Sallâllâhualeyhivesellem) şöyle buyurdu;

“Her kim, içinde bir günah veya akrabasıyla ilişkisini kesme (gibi günah şeyler) bulunmayan bir dua ile istekte bulunursa, Allâh-u Azze ve Celle buna mukabil ona üç şeyden birini verir.

Ya buna karşılık onun için geçmiş bir günahı bağışlar veya isteğini ona dünyada peşinen verir, ya da onu kendisi için âhirette (kavuşacağı) bir (sevap olarak) saklar.
(Hakim el-Müstedrek, no: 1829, 1/496; Ibnü Ebî Şeybe, el-Musannef, no:29780, 15/90-Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no: 9784, 2/448 Taberânî, el-Mu’cemü’İ Evsat, no:4368, 4/337)

Sıkıntı halinde okunacak dualar;

  • Kelimetül Ferec- LA İLAHE İLLALLAHUL HALİMUL KERİM ve SUBHANALLAHİ RABBİSSEMAVATİ SEB’İ VE RABBİL ARŞİL AZİM VEL HAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN
  • “Bismillâhi alâ nefsi ve mâlî ve dînî. Allahümme raddınî bi-kadâike ve bârik lî fîmâ kuddire lî, hattâ lâ uhibbe ta’cîle mâ ahhartehu ve te’hîra mâ acceltehu.”
    “Allah’ım, senin ismine, malımı, dinimi ve nefsimi emanet ediyorum. Allah’ım, hükmüne beni razı kıl, kaderimde olanı bana mübarek kıl ki, te’hir ettiğinin acelesini, acele ettiğinin de te’hirini istemeyeyim. Nefsimin isyanını önle, teslimini sağla.”
  • “Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Ze’l-arşi’l-mecîd! Ya Mübdi, Ya Mu’id! Ya Fe’aalün lima yürid! Eselüke bi-nuri vechike’l-lezi mele’e erkane arşike ve es’elüke bi-kudretike’l-leti kaderte biha halkıke ve bi rahmetike-lleti vesiat külle şeyin. La ilahe illa ente. Ya Muğis, eğisni.”
    “Yâ Vedûd ! Yâ Vedûd ! Yâ Vedûd ! Ey yüce Arşın sahibi! Ey her şeyi hiçten yaratan Mubdi! Ey ölmüş yaratıkları yeniden yaratacak Muîd! Dilediğini yapabilen Allah’ım. Arşının rükünlerini dolduran Zâtının nuru hürmetine, bütün yaratıklara gücünün yettiği kudretin ve her şeyi içine alan rahmetin hürmetine… Sana yalvarıyoruz… Senden başka ilah yoktur.”“Ey imdad isteyenlerin yardımcısı ! Benim imdadımıza koş ! Ey zorda kalanlara yardım eden! Bana yardım eyle…”

Hastalar için okunacak dualar;

Peygamber efendimiz (Sallallahualeyhivesellem) hastalar için şu duayı okurdu;

  • “Es’elü’llâhe’l-azîm. Rabbe’l-arşi’l-azîm en yeşfiyeke.”
    (Arş-ı Azimin Rabbi olan Allahü Azîmüşşan’dan sana şifalar ihsan etmesini dilerim.)

Peygamber efendimiz (Sallallahualeyhivesellem) aile fertlerinden biri hastalandığın elini hastanın alnına koyar ve şöyle dua ederdi.

  • “Allahümme Rabbenâ. Ezhibi’l-be’se, işfi, ente’ş-Şâfi. Lâ şifâen illâ şifâüke, şifâen lâ yuğâdiru sekamen.”
    (Allah’ım, sen bütün insanların Rabbisin. Bu hastanın ızdırabını gider. Şifa ver. Şifayı veren sensin. Senden başka şifa yaratan yoktur. Ancak senin şifan vardır. Bu kuluna da hastalıktan eser bırakmayacak şekilde şifalar ihsan eyle.)

Allah Dua’larımız hayırlısı ile kabul etsin inşaAllah.

Sıkıntı ve Darlıkta okunacak dualar – Dua’nın Önemi? konusu için kaynak alınan eserler;
(Îmân-İslâm İlmihâli-Ahmet Mahmut Ünlü) ve kendisinin sohbetleri

Yorum Yap