İlim Köşesi

Kibirden kurtulmanın yolları nelerdir?

Kibirden kurtulmanın yolları, Kibirden kurtulmanın biricik yolu, insanın kendisini ve elbette kendisiyle beraber Rabbini bilmesidir. Kibri, kalbden tamamen çıkarabilmek için bu irfan/bilgi yeterlidir. Zira kişi, hakkıyla kendisini tanıdığında, her zelilden daha zelil, her azdan daha az olduğunu bilir. Kendisine mahviyet ve tevazudan başka hiçbir şeyin yakışmadığını kavrar. Rabbini tanıdığında, büyüklük ve büyüklenmenin sadece Ona ait ve layık olduğunu idrak eder. Kur’ân bu hususa değindiği âyetlerden birisinde şöyle buyurmaktadır:

“Kahrolası insan ne kadar da nankör! Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da istediği zaman onu diriltir.”
(Abese Sûresi, 80/17-22)

Bu âyet, insanın yaratılmadan önceki hâline, yaratıldıktan sonraki durumuna ve gideceği yere işaret etmektedir. İnsan yokluktan var edilmiştir, yokluk içerisinde asırlarca durmuştur hatta yokluğunun başlangıcı bile yoktur. Sonra Yüce Allah onu varlık aleminde en kıymetsiz ve en düşük olan topraktan yaratmıştır. Sonra eşyanın en pislerinden olan bir maddeden, yani meniden, sonra da kan pıhtısından ve bir çiğnem etten var etmiştir. Sonra onu bir yığın kemik yapmış, sonra da kemiklerine et giydirmiştir. İnsanoğlunun durumu bu iken o kendi Yaratıcı sına âdeta rakip kesilmektedir.

“İnsan şunu hiç görüp düşünmedi mi: Biz kendisini bir nutfeden yaratmışken, yaman bir hasım kesildi bize.”
(Yâsîn Sûresi, 36/77)

âyeti, inkârcı insanın Rabbine karşı bu küstahça tutumunu ifade etmektedir.

kibirden kurtulmanın yolları

Konunun daha iyi anlaşılmasına yönelik olarak şu âyetler de zikredilebilir:


Onun varlığının ve kudretinin delillerinden biri: Sizi topraktan yaratmış olmasıdır. Sonra dünyaya yayılmış beşeriyet hâline geldiniz.”
(Rûm Sûresi, 30/20)

“İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? Onun aslı, atılan bir meni damlası değil miydi? Sonra ana rahmine tutunan yapışkan bir hücre oldu da, Rabbi onu yaratıp düzenledi.”
(Kıyamet Sûresi, 75/36-38)

“Biz insanı karışık bir meniden yarattık. Onu denemek istiyoruz; bu sebeple de kendisini işiten ve gören bir varlık yaptık.”
(İnsan Sûresi, 76/2.)

“Biz ona görmesi için gözler, gönlüne tercüman olacak bir dil ve dudaklar vermedik mi ? Ona hayır ve şer yollarını göstermedik mi ?”
(Beled Sûresi, 90/8-10)

Her ahlak gibi tevazuun da ifrat ve tefrit denilen aşırılıkları vardır. Tevazuun ifrat derecesi “zillet”, tefrit derecesi ise “tekebbür” dür. Tevazu, bu ikisinin ortasında olan doğru ve normal durumdur. Kişinin kendi akranına ve yaşça kendisinden küçük olan kimseye tevazu göstermesi güzeldir. İnsanın, tevazuda bulunması ağır gelen kimselere karşı kendisini zorlayarak mütevazı olmaya çalışması, bu konuda kendisini alıştırması da yapılan tavsiyeler arasındadır. Zamanla bu zorluk, kolaylığa dönüşünce o da artık kâmil manada mütevazı birisi hâline gelir.

Tam tersinden de hadiseye bakılabilir. Bazı insanlar da, birilerine yağcılık yapmaya alışmışlarsa, onların da bu zilletten kendilerini kurtarmaları, tevazuu yakalamaları adına önemlidir.

Bizleri de gerçek mütevazılardan yapmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Kibirden kurtulmanın yolları nelerdir?, konusu için kaynak alınan eser;
[İhyâu Ulûmid’din (muhtasar) – İmam Gazali]

Yorum Yap