İlim Köşesi

Miraç hadisesi nasıl gerçekleşmiştir? – Miraç nedir?

miraç

Miraç nedir?


Allâh-u Teâlâ, Resulullah (sallallahualeyhivesellem)’e bir ikramı olarak Rabbinin en büyük âyetlerinden bazısını görmesi için bir gece vakti onu önce Beytü’l-Makdis’e götürmüş, daha sonra kendisini yedi kat semaya yükseltmiştir. Bu olaya Miraç hadisesi denir.

Mirâc’ın ilk kısmı yani Resulullah (sallallahualeyhivesellem)’in Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldüğü Kur’ân-ı Kerîm ile sabittir. Mescid-i Aksâ’dan yedi kat semaya, oradan Sidretü’l-Müntehâ’ya götürülüşü ise sahîh hadîs-i şeriflerle sabittir.

Bu yüzden Resulullah (sallallahualeyhivesellem)in Harem-i Şerifteki hücresinden Beytü’l-Makdis’e götürüldüğünü inkâr etmek, kişiyi İslâm dâiresinden çıkartır ki kıble ehli arasında bu konuda ihtilaf yoktur.

Miraç hadisesi ile ilgili Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(Bir mekânda bulunmaktan ve yüce Zât’ına yakışmayacak her türlü acziyet vasfından takdis, arılık ve) tenzih O Zât’a ki; bir gece(nin az bir ânında, Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan (alıp), (Mûsâ (Aleyhisselâm)dan beri vahyin iniş merkezi ve tüm peygamberlerin mabedi olması hasebiyle dînî açıdan, ırmaklar ve ağaçlarla çevrili olması itibarıyla da dünyâlık bakımdan) etrafını bereketli kıldığımız o Mescid-i Aksâ’ya götürmüştür. Tâ ki ona (bir aylık yola bir gecede ulaşma, Beyt-i Mukaddes’i ziyaret, bütün peygamberleri diri olarak görme, yedi kat semâda onların makamlarına uğrama ve Cemâlimizi müşâhede etme gibi) bazı âyetlerimizi gösterelim (istedik).
(îsrâ Sûresi: 1)

Mi‘râca dâir tartışılan husus ise “Resulullah (sallallahualeyhivesellem) bu isrâ ve mirâcı (yürütülme ve yükseltilmeyi) uyanıkken ruh ve bedeniyle birlikte mi yaptı yoksa bedeniyle değil de uykuda sadece rûhânî olarak mı yaptı?” konusudur.

Hazret-i Âişe ve Hazret-i Muâviye (Radıyallâhu Anhumâ), Resulullah (sallallahualeyhivesellem)in, miraç’ı uykuda ve rûhânî olarak yaptığı görüşüne kail olmuşlardır.

Ehl-i Sünnet âlimlerinin cumhuruna göre ise; Mefhar-ı Mevcûdât Resulullah (sallallahualeyhivesellem) miraç ederken uyanıktı ve bu mûcize rüyada ve rûhânî olarak değil de, uyanık olduğu halde hem rûhuyla, hem de bedeniyle beraber gerçekleşti.

Miraç hadisesi nasıl gerçekleşmiştir?


Resulullah (sallallahualeyhivesellem)in o gece (miraç gecesi) hangi peygamberlerle görüştüğü ve nelerle karşılaştığı “Buhârî” ve “Müslim”de Enes (Radıyallâhu Anh) vâsıtasıyla Mâlik ibni Sa‘sa‘a (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen uzun bir hadîs-i şerifte şöyle anlatılmıştır:

“Bir kere ben, Hatim’de (Ka‘be’de bulunan Altınoluk cihetindeki yarım dâirenin içerisinde) yatıyordum. Ansızın biri geldi, şuradan şuraya kadar (çene altından karnının üstüne kadar) yardı, kalbimi çıkardı. Sonra altın bir testi getirildi, içi îmanla doluydu. Kalbim onunla yıkandı; ilim ve hikmetle dolduruldu.

Sonra (Burak diye bilinen) beyaz bir hayvan getirildi; katırdan ufak, merkepten büyüktü. Gözünün gördüğü son noktayı bir adımla ahrdı. Ben onun üzerine taşındım. Cibril de benimle beraber birinci semaya kadar geldi, kapının açılmasını istedi.

Ona: ‘Yanındaki kim?’ denildi. Cibril: ‘Muhammed’ dedi. Bu sefer: ‘(Bu makama çıkarılması için) ona (davetiye) gönderildi mi?’ denildi. Cibril: ‘Evet’ dedi.

Bunun üzerine: ‘Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi’ denildi. O zaman (birinci kat semanın yönetimiyle görevli İsmâ‘îl isimli melek kapıyı) açtı. Oradan geçince bir de baktım ki orada Âdem (Aleyhisselâm) duruyor. Cibril: ‘Bu, senin baban Âdem, kendisine selam ver’ dedi. Selam verdim, selamımı aldıktan sonra: ‘Merhaba sâlih oğlum ve sâlih nebi’ dedi.

Sonra (Cibril) benimle ikinci kat semaya yükseldi ve açılmasını istedi. Yine ona: ‘Yanındaki kim?’ denildi. Cibril: ‘Muhammed’ dedi. ‘(Bu makama çıkarılması için) ona (davetiye) gönderildi mi?’ denildi. Cibril: ‘Evet’ dedi. ‘Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi’ denildi. Bunun üzerine (ikinci kat semanın meleği bizim girmemiz için kapıyı) açtı.

Oradan geçince bir baktım ki orada Yahyâ ve Îsâ (Aleyhimesselâm) bulunuyorlar. Onlar teyze oğullarıdırlar. Cibril: ‘Bunlar Yahyâ ve Îsa’dır, kendilerine selam ver’ dedi. Selam verdim, selamımı aldıktan sonra: ‘Sâlih kardeşe ve sâlih nebiye merhaba’ dediler.

Sonra (Cibril) benimle üçüncü kat semaya yükseldi ve açılmasını istedi. ’Yanındaki kim?’ denildi. Cibril: ’Muhammed.’ dedi. ’(Bu makama çıkarılması için) ona (davetiye) gönderildi mi?’ denildi* Cibril: ’Evet.’ dedi. ’Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi.’ denildi. Bunun üzerine (görevli melek kapıyı) açtı.

Oradan geçince bir de baktım ki Yûsuf (Aleyhisselâm) orada. Cibrîl: ‘Bu Yûsuf’tur, ona selam ver’ dedi. Selam verdim. Selamımı aldıktan sonra: ‘Sâlih kardeşe ve sâlih nebîye merhaba’ dedi.

Sonra Cibril benimle yükseldi, tâ ki dördüncü kat semaya geldi ve açılmasını istedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. Cibrîl: ‘Muhammed’ dedi. ‘(Bu makama çıkarılması için) ona (davetiye) gönderildi mi?’ denildi. Cibrîl: ‘Evet’ dedi. ‘Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi’ denildi. Bunun üzerine (o katın görevli meleği kapıyı) açtı.

Oradan geçince bir de baktım ki Îdrîs (Aleyhisselâm) orada. Cibrîl: ‘Bu İdris’tir, ona selam ver’ dedi. Selam verdim, selamımı aldıktan sonra: ‘Sâlih kardeşe ve sâlih nebîye merhaba’ dedi.

Sonra Cibrîl benimle yükseldi, nihayet beşinci kat semaya geldi ve açılmasını istedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. Cibrîl: ‘Muhammed’ dedi. ‘(Bu makama çıkarılması için) ona (davetiye) gönderildi mi?’ denildi. Cibrîl: ‘Evet’ dedi. ‘Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi’ denildi. Bunun üzerine (görevli melek kapıyı) açtı.

Oradan geçince bir baktım ki Hârûn (Aleyhisselâm) orada. Cibrîl: ‘Bu Hârun’dur, ona selam ver’ dedi. Selam verdim, selamımı aldıktan sonra: ‘Sâlih kardeşe ve sâlih nebiye merhaba’ dedi.

Sonra Cibrîl benimle altıncı kat semaya kadar yükseldi ve açılmasını istedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. Cibrîl: ‘Muhammed’ dedi. ‘(Bu makama çıkarılması için) ona (davetiye) gönderildi mi?’ denildi. Cibrîl: ‘Evet’ dedi. ‘Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi’ denildi. Bunun üzerine (görevli melek kapıyı) açtı.

Oradan geçince bir de baktım ki Mûsâ (Aleyhisselâm) orada. Cibrîl: ‘Bu Mûsâ’dır, ona selam ver’ dedi, ben de selam verdim, selamımı aldıktan sonra: ‘Sâlih kardeşe ve sâlih nebîye merhaba’ dedi.

Ben ondan ayrılırken ağladı. Kendisine: ‘Seni ağlatan nedir ki?’ denildi. Mûsâ: ‘Beni ağlatan şu ki, (bize göre) yaşı küçük olan bu zat benden sonra (peygamber olarak) gönderildi ama onun ümmetinden cennete girecekler benim ümmetimden cennete gireceklerden fazla olacak’ dedi.

Sonra Cibril benimle yedinci kat semaya yükseldi ve açılmasını istedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. Cibril: ‘Muhammed’ dedi. ‘(Bu makama çıkarılması ve bu kapıdan geçirilmesi için) ona (davetiye) gönderildi mi? denildi. Cibril: ‘Evet’ dedi. ‘Ona merhaba! Ne güzel bir gelişle geldi’ denildi.

Oradan geçince bir de baktım ki Îbrâhîm (Aleyhisselâm) orada. Cibril: ‘Bu, baban İbrâhim, ona selam ver’ dedi. Selam verdim, selamımı aldıktan sonra ‘Sâlih oğluma ve sâlih nebiye merhaba (hoş gelmişsin, safalar getirmişsin) dedi.

Sonra (yedinci kat semada, Arş’ın sağında bulunan ve bütün kulların ilimlerinin, amellerinin, şehitlerin ve müminlerin ruhlarının son durağı olan o son noktada bulunan ve Arabistan kirazını andıran) Sidretü’l-Müntehâ (ağacı) benim (görmem) için (karşımda) yükseltildi (ve ben oraya çıkartıldım).

Bir de ne göreyim; salkımları Hecer (namındaki beldenin) testileri gibi (büyük). Yaprakları(nın devirmi şekli) fil kulakları gibi (ama her bir yaprak bir ümmeti gölgelendirecek kadar büyük). Cibril: ‘Bu Sidretü’l-Müntehâ (ağacı) dedi.

Bir de baktım ki orada dört nehir var. İki tanesi (Sidretü’l-Müntehâ’dan kaynaklanıp insanların nazarından) gizli(ce cennete dökülüyor), iki tanesi ise (insanların görebileceği şekilde) zâhir (vaziyette dünyaya dökülüyor). (O zaman ben:) ‘Şu ikisi nedir ey Cibril’ dedim. O: ‘Gizli olan ikisi, cennetten (kaynayan) iki nehirdir. Zâhir olanlar ise Nil ve Fırat nehirleridir.’ dedi.

Sonra (yedi kat semanın üzerinde olan ve Arş’ın altında, Ka‘be’nin hizasında bulunan ve her gün farklı yetmiş bin meleğin tavafıyla mâmur kılınan) Beytü’l-Mâmur benim (görmem) için yükseltildi (ve ben oraya çıkartıldım).

Sonra bana birer kap şarap, süt ve bal getirildi. Ben sütü aldım. Cibril: ‘Bu, senin ve ümmetinin fıtratını (ilim, hılm -ağır başlılık- ve hikmeti) temsil etmektedir. (Eğer şarabı seçecek olsaydın elbette ümmetin azgın olurdu) dedi.

Sonra üzerime her gün için elli vakit namaz farz kılındı. (Böylece mi‘râctan) döndüm, Mûsâ’ya uğradım. Mûsâ: ‘Ne ile emrolundun?’ dedi. ‘Her günde elli vakit namazla’ dedim. Mûsâ: ‘Ümmetin her günde elli vakit namaza güç yetiremez. Vallâhi ben senden önce (senin ümmetinden daha kuvvetli) insanları tecrübe ettim ve bu konuda İsrailoğullarından çok sıkıntı çektim. O halde Rabbine dön; ümmetin için (bu vazifeyi) hafifletmesini iste.’ dedi.

Bunun üzerine ben de (evvelce Rabbimle görüştüğüm makama) döndüm; benden on vakit (Müslim’in rivayetine göre her seferinde beş vakit) kaldırdı. Mûsâ’ya döndüm. Mûsâ yine önceki gibi dedi.

Tekrar döndüm, yine Rabbim on vakit kaldırdı. Mûsâ’ya döndüm. Mûsâ yine önceki sözünü söyledi. Yine döndüm, Rabbim on vakit daha kaldırdı. Tekrar Mûsâ’ya döndüm. Mûsâ yine önceki gibi (‘Ümmetin için hafiflik iste’) dedi.

Tekrar döndüm. Artık her bir gün için on vakitle emrolundum. Mûsâ’ya döndüm. Mûsâ yine önceki sözünü söyledi. Sonunda tekrar döndüm. Bu sefer her bir günde beş vakitle emrolundum, Mûsâ’ya döndüm. Mûsâ: ‘Neyle emrolundun?’ dedi. ‘Her bir günde beş vakitle emrolundum’ dedim.

O: ‘Senin ümmetin her günde beş vakit namaz(ı kılmay)a güç yetiremez. Vallâhi ben senden önce insanları çok tecrübe ettim; İsrâîloğulları’ndan (namaz konusunda) çok sıkıntı çektim. Rabbine (mürâcaat ve münâcât ettiğin makama) dön de ümmetin için (bu vazifeyi biraz daha) hafifletmesini iste’ dedi.

(Ben:) ‘Rabbimden dileye dileye artık utandım. Lâkin ben buna rıza gösteriyorum ve (kendi işimi de onların işlerini de Rabbime havale ve) teslim ediyorum’ dedi(m).

Mûsâ’dan ayrılınca bir münâdî (Rabbimin buyruğunu naklederek): ‘Farzlarımı sağlam bir şekilde tâyin ettim ve kullarımdan (ağır yüklerini kaldırıp vazifelerini kolaylaştırarak onlara farz kıldığım ibâdetleri) tahfif ettim’ diye nidâ etti.”

(Buhâri, Fezâîlus-sahâbe:71, 3674, 3/1410; Müslim, îmân:74, no:162, 1/145)

Yorum Yap