Editörün Seçtikleri İlim Köşesi

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ve mükafatları

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri, Tabi ki mutlak manada orucun faziletlerine dair bir çok hadîs-i şerîf ve rivâyet mevcutsa da, konumuza münasip düşen, sadece ramazân-ı şerîf orucunun faziletlerine dair vârid olan ehâdîs-i nebeviyyeyi ve rivâyât-i ilmiyyeyi nakletmektedir.

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Her kim inanarak ve mükâfatını yalnız Allah’tan umarak ramazânı oruçlu geçirirse, geçmiş günahları kendisi için mağfiret olunur.”
(Buhârî, İmân:28 1/15, Leyletül-Kadr, Savm:6)

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ile ilgili, Abdullâh İbni Abbâs (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte ise; Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Her kim inanarak ve mükâfatını yalnız Allâh’tan umarak ramazanı oruçlu geçirirse, geçmiş ve gelecek günahları kendisi için mağfiret olunur.”
(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no:9011, 3/332-333)

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri

Hadîs-i şeriflerle ilgili bazı malumat.

1- Hadîs-i şeriflerde geçen “îman” tabiri; “Allâh-u Te’âlâ’ya, îman esaslarına ve inanılması gereken tüm konulara kayıtsız şartsız ve şeksiz şüphesiz bir şekilde inanmak” anlamındadır.
Fakat burada özellikle:

“Ramazân-ı şerif orucu tutmakla Allâh-u Te’âlâ’ya manen yaklaştığına inanmak ve bu orucu tutanlara vaad edilen mükâfatların varlığını tasdik etmek” şeklinde yorumlanmıştır.

2- Buradaki “İhtisâb” şartı ise; “Sevabını, sadece Allâh-u Te’âlâ’dan beklemek” şeklinde izah edilmiştir ki böylece, gösteriş, desinler ve beğensinler gibi fasit gayelerle tutulan oruçların ve kılınan namazların, vaad edilen sevapları kazandırmayacağı açıklanmıştır.

Ayrıca burada “Orucu ağır görmemek” ve “Oruç günlerini uzun saymamak”, aksine “Uzun günlerde çektiği açlık ve susuzluğun kendisine âhirette kazandıracağı müjdeleri düşünerek lezzetlenmek” gibi vasıflara sahip olmak şeklinde bir takım izahlar yapılmıştır.

Zaten bu fikirde olmayanlar, Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edilmiş olan:

”Nice oruç tutanlar vardır ki oruçlarından nasipleri sadece açlıktır.”
(Hakim, el-Müstedrek: 1/431) hadîs-i şerifinin tehdidine dahildirler.

Hatta “Hulâsa” ve “Muhît” isimli eserlerde zikredildiği üzere; ramazân-ı şerif gibi hayırlı mevsimleri hafife almak niyetiyle:
“Bu uzun ay geldi”, “Yine ağır aya girdik”, “Ağır misafir ağırlayacağız” gibi laflar eden kâfir olur.
Yine böylece: “Bu aydan da hiç hoşlanmıyorum”, “Orucu sevmiyorum”, “Allâh bu ibadetleri üzerimize azap yaptı”, Allâh bu ibadetleri bize farz etmese daha iyi olurdu” gibi laflar eden de kâfir olur.
Ancak “Oruçtan yoruldum”, “Keşke daha kolay ve daha hafif ibadetlerle mükellef olsaydık” şeklindeki sözler, tevil kaldırabileceğinden dolayı kafirlik sayılmaz.
Ama yine de bu gibi laflardan sakınmak evlâdır.
Tabi ki iman, her zaman için ihlâs anlamına gelmediğinden, zira kişi bazen bir ibadetin sevabına inandığı halde, onu sırf Allâh-u Te’âlâ’nın rızası için yapmaya muvaffak olamayabileceğinden dolayı, burada iman şartından sonra ihlâs şartı getirilmiştir.

3- Burada bağışlanması vaad edilen “Günah” tabiri, cins olarak zikredilmiştir.

Bu itibarla kul hakları dahil bütün günahların bağışlanmasını gerektirmekteyse de, hârici bir takım delillerden anlaşıldığı üzere, bu günahlardan maksat; kendilerinde kul hakkı karışmış olmayıp, sadece Allâh-u Te’âlâ’nın haklarıyla ilgili olanlardır.
Zira kul hakları için, özel tevbe, helâllik alma ve hırsızlık gibi konularda mal iadesi gibi bir takım şartlar aranmaktadır.
Allâh-u Te’âlâ’nın hakları olan günahlarda da, birçok ulemaya göre; büyük günahlardan sakınma şartı söz konusudur.
Nitekim İmâm-ı Zerkeşî (Rahimehullah): “Tevbe şartı zikredîlmeksizin, “Ramazân orucu, terâvîh namazı ve Kadir Gecesini ihyâ” gibi bazı ibadetlerin işlenmesi karşılığında vaad edilen genel mağfiret, küçük günahlar hakkındadır.
Çünkü büyük günahları, tevbe dışında bîr şey bağışlatmaz.” demiştir.
Gerçi ibni Münzir ve Ebû Muhammed el-Esîli (Rahimehumullâh)gibi bazı ulema:
“Allâh-u Te’âlâ’nın fazl-u keremi çok geniştir” diyerek ve bu konudaki hadis-i şeriflerin zahirine bakarak, büyük küçük tüm günahların bağışlanacağını söylemişlerdir.

4-“Gelecek günahların bağışlanması” müjdesine gelince; bazıları henüz vuku bulmamış günahların nasıl bağışlanacağı konusuna akıl erdirememiş iseler de, ulemâ buna birkaç şekilde cevap vermişlerdir.

a- Allâh-u Te’âlâ’nın bu vaadi; “Kulumdan ileride bir günah sâdır olacak olursa, o peşinen bağışlanmıştır” şeklinde değerlendirilmesi halinde, burada bir muhal söz konusu olmaz.
b- Bu müjde, “Bu kişilerin gelecekte günahlardan korunacağı, dolayısıyla o günden sonra kendilerinden hiçbir büyük günah sudûr etmeyeceği” anlamına da gelebilir.
c-“Bu ibadet sâyesinde Allâh-u Te’âlâ ’nın kendilerine vereceği sevaplar, bu kişilerin ileride işleyecekleri günahlara keffaret olabilecek kadar fâzladır” şeklinde de tevil edilebilir.
(Mûnâvî, Feyzu’l-Kadir, no:87 11/5864-5866, 5938)

İleride işlenecek günahlara mağfiret vaad eden bir çok hadîs-i şerif mevcut olup, İmâm-ı Suyûtî’nin bu hususta müstakil bir telifi mevcuttur. Özetle bunların sayısı onaltı haslete bâliğdir. Şöyle ki:

1- Ramazân orucu,
2- Ramazân kıyamı,
3- Kadir Gecesini ihya,
4- Makbul hac,
5- Sünnet vechiyle alman abdest,
6- Arefe gününün orucu,
7- Haşr Sûresini okumak,
8- Bir â’mayı kırk adım götürmek,
9- Ezan işitenin:

ramazan oruçları

“Ben şahitlik ederim ki; Allâh-u Te’âlâ’dan başkahiçbir ilâh yoktur. O tektir, hiçbir ortağı yoktur. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) de O’nun kulu ve Rasûlüdür. Rab olarak AlIâh’tan; din olarak İslâm’dan; Rasûl ve Nebî olarak da Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’den razı oldum” duasını okuması,

10- İmam “Amîn” dediğinde, te’mîni, meleklerinkine denk gelmek,
11- îman ve ihlâsla iki rekat kuşluk namazı kılmak,
12- Cuma günü imam selam verdiğinde ayaklarını bozmadan yedişer kere “Fâtiha”, “îhlâs”, “Felak” ve “Nâs” sûrelerini okumak,
13- Bir Müslümanın ihtiyacını görme uğrunda gayret göstermek,
14- Salevât okuyarak musâfahalaşmak,
15- Mescid-i Aksâ’dan hac veya umre için ihrama girmek,
16- Yemeğin ardından:

ramazan orucu

“Bütün hamdler; bana bu yemeği yediren ve benim tarafımdan hiçbir gayret ve kuvvet bulunmaksızın bana bu rızkı veren Allâh-u Te’âlâ’ya mahsustur.” duasını okumak,

Elbise giydikten sonra da:

orucun faziletleri

“Bütün hamdler; bana bu elbiseyi giydiren ve benim tarafımdan hiçbir gayret ve kuvvet olmaksızın bana bunu nasip eden Allâh-u Te’âlâ’ya mahsustur.”
diyerek Allâh-u Te’âlâ’ya hamd-ü senada bulunmak.
(Ali ibni Muhammed el-Ückûri Fedâil-ü Şehr-i ramazân, sh:84-94)

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ile ilgili, Mu’ âz (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Her kim ramazân orucunu tutarsa, beş vakit namazı kılarsa ve Beytullah’ı hac yaparsa, o kişiyi bağışlamak, Allâh-u Te’âlâ üzerine bir hak olur.”
(Tirmizî. no:2530, 4/675)

Amr ibni Mürre el-Cühenî (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Kudâ’a kabilesinden bir adam Resulullah (sallallahualeyhivesellem)‘e gelerek:
“Ey Allâh’ın Rasûlü! Bana söyler misin? Ben Allâh-u Te’âlâ’dan başka hiçbir ilâh bulunmadığına ve Senin gerçekten Allâh-u Te’âlâ’nın elçisi olduğuna şahitlik edersem, beş vakit namazımı kılarsam, ramazan orucumu tutarsam ve (terâvîh namazını kılarak) onu kıyamla geçirirsem, peki ben kimlerdenim?” dediğinde, Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki parmağım kaldırıp göstererek ona:
“İşte her kim bu hâl üzere ölürse, kıyamet günü peygamberlerle, sıddîklarla ve şehitlerle işte böylece (bu iki parmağımın yakınlığı gibi) beraber olacaktır.” buyurdu.
Hadîs-i şerifin sonunda ise: “Anne babasına isyan etmedikçe” buyurarak, ana babaya itaatin, İslâm şartlarına denk olan salih bir amel olduğuna işaret buyurdu
(İbni Huzeyme, no:2212; İbni Hibban, no:3438)

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ile ilgili, Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Her kim sevâbını sadece Allâh-u Te’âlâ’dan umarak ramazân-ı şeriften bir gün oruç tutarsa, orucu karşılığında kendisi için o kadar (imkan) ihsan olur ki, dünya var olduğundan bitinceye kadarki (yaşamış olan) dünya halkı toplansalar, elbette o hepsini bolca yedirir ve içirir. Gerçi cennet ehlinden böyle bir şey istenecek değildir.”
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr. no:11199)

İbni Ömer (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Herkim sessiz ve sakin bir şekilde (orucun kabulünü zedeleyecek taşkınlıklardan kaçınarak) ramazândan bir gün oruç tutarsa, kendisi için cennette kırmızı yakuttan ya da yeşil zebercetten (kendi arzusuna göre) büyük bir köşk bina edilir.”
(Taberânî, no: 1789; Heysemî, Mecma’uz-zevâid, no:4792, 3/346)

Ebû Mes’ûd el-Ğıfârî (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Resulullah (sallallahualeyhivesellem) Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ve mükafatlarıı ile ilgili şöyle buyurmuştur:

“Herhangi bir kul ramazan ayından bir gün oruç tutarsa, mutlaka Allâh-u Te’âlâ’nın:
“Çadırlarda saklanmış hûriler” (Rahman Sûresi: 72)diye nitelediği, iri gözlü, beyaz tenli cariyelerden bir eşle, içi boş inciden bir çadırda evlendirilir (ki, o incinin gökteki uzunluğu altmış mildir ve onun her köşesinde mü’min için, başkaları tarafından görülemeyen bir aile vardır).
Onlardan her bir kadının üzerinde, yetmiş hülle vardır ki, onlardan hiçbir hülle diğerinin renginde değildir. Ayrıca ona yetmişbin çeşit koku verilecektir ki onlardan hiçbir çeşit, diğerinin kokusu üzere değildir.
Onlardan herbir kadının ihtiyacı için yetmişbin hizmetçi vardır.
Ayrıyetten yetmişbin hizmetçi daha vardır ki, her bir hizmetçinin yanında altından bir çanak bulunup, içerisinde değişik bir çeşit yemek mevcuttur.
Kendisi ondan ilk yediği lokmada almadığı (farklı) bir tadı, son lokmada tadacaktır.

İçlerinden her bir hanıma ait, incilerle bezenmiş kırmızı yakuttan yetmiş adet (yüksekliği gökle yer arası kadar yani beşyüz senelik mesafe olan) taht bulunacaktır.
Her bir tahtın üzerinde ise, astarı istebrak (kalın ipek kumaşın)dan olan yetmiş döşek, her bir yatağın üstünde de yetmiş yastık bulunacaktır.
Kocasına da aynı şekilde kırmızı yakuttan yapılan incilerle bezenmiş bir taht üstünde nimetler verilecektir, üzerinde ise iki altın bilezik bulunacaktır.
İşte sana! (Bütün) bu(nlar), yaptığı diğer güzel ameller dışında, sadece ramazândan tuttuğu her bir gün oruç karşılığıdır.”
(Beyhaki, Fedâil-ü’l-evkat, no:46, sh: 158-161, Şu’abu’l-îmân, no:2361, 5/240; İbnü Huzeyme, Siyam: 7, No: 1886, 3/190; Ebû Ya’lâ el-Müsned, no:5273, 9/180-181; Taberâni el-Mucemu’l-kebîr, no:967, 22/388-389)

Abdullah İbni Amr (Radıyallâhu Anh)’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Her kim kıyamet gününde Allâh-u Te’âlâ’ya beş vakit namazla, ramazân orucuyla ve cünüplükten yıkanmayla kavuşursa, o gerçekten Allâh-u Te’âlâ’nın hakiki kulu olur. Her kim de bunlardan bir şeyi noksan ederse, o da Allâh-u Te’âlâ’nın hakiki manada düşmanı olmuş olur.”
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, no:127, 1/201; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, no:127, 1/201)

Ebû Bekr es-Sıddîk (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allâh-u Tebârake ve Te’âlâ bir takım cennetler bina etmiştir ki onların hepsi kırmızı yakuttandır. Temelleri ve tavanları altınla sıvanmıştır.
Duvarları üzerine ince ve kalın ipek yaygılar atılmıştır. Her cennetin boyu da yüz sene, eni de yüz senelik mesafedir.
Her bir cennette yüzbin kasır mevcuttur ki,’her bir kasırda, tavanı yeşil zebercet olan bembeyaz bir kubbe vardır.
Irmaklar, etraflarında sürekli akmakta, ağaçlar da üzerine sarkmaktadır.
İşte; bu cennet var ya, onun sahibi hiç ümit kesmeyecek şekilde nimetlenecek ve hiç ölmeyecek vaziyette ebedilik kazanacaktır.
Elbiseleri eskimeyecek, gençliği ise bitmeyecektir.
İşte sana! Bu cennetler, ramazân ayını oruçlu geçiren kimseler için bina edilmiştir ki Allâh-u Te’âlâ onları sahiplerine bayram günü bağışlayacaktır.”
(Ali el-Müttakî, Kenzü9l-ummâl, no: 24266, 8/580)

Resulullah (sallallahualeyhivesellem)in gördüğü uzun bir rüya ile ilgili olarak Abdurrahman ibni Semura (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiş olan bir hadîs-i şerifte, Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ile ilgili, Resulullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Gerçekten ben dün gece acayip bir rüya gördüm. (Mahşer günü) ümmetimden bir adam gördüm ki, susuzluktan sürekli dilini dışarı çıkarıyordu ve hangi havuza gitse oradan kovuluyordu. Derken ramazân orucu kendisine yetişti ve onu suya kandırıncaya kadar içirdi.”
(Heysemî, Mecmau’z-zevâid, no:11746, 7/371;Suyûtî; Nebhânî, el-Fethu’l-kebîr, 1/452)

Nebi’nin (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

“Cennetin sekiz kapısı vardır ki hepsi (ara sıra) açılır ve kapanır. Ancak Tevbe kapısı müstesnadır ki, gerçekten Allâh-u Te’âlâ ona bir takım melekler görevlendirmiştir. (Ramazânda) oruç tutanlar siyama devam ettikçe onu kapatmazlar.
(Ebü’l-Ferac İbnü’l-Cevzî, Bustânu’l-vâ’ızîn,sh:307-308)

Nebi’nin (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

“Şüphesiz cennet dört nefere âşıktır (ki ‘Ne zaman ölecek de bana girecek’ diye yolunu gözler). (Bunlar da:) Kur’ân okuyan, dilini koruyan, açları doyuran ve ramazân ayında oruç tutanlardır.”
(Ebu’l-Leys es-Semerkandî, Ravneku’l-mecâlis)

Kays ibni Hâlid el-Cühenî (Radıyallahu Anh) Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ile ilgili, şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz kulun ramazânda oruç tuttuğu her gün, nurdan bir bulut içerisinde (mahşere) gelecektir ki, o bulutta, inciden bir köşk bulunacaktır. Onun kırmızı yakuttan yetmişbin kapısı olacaktır.”
(İbnü Ebi’d-dünya, Fedâil-ü şehri ramazân, no:26, sh:53)

İbni Mes’ûd (Radıyallahu Anh) şöyle buyurmuştur:

“Ramazan ayından bir gün oruç tutan kişi, anasının kendisini doğurduğu gün gibi günahlarından çıkar. Kendisi hayatta iken o ay çıkarsa, bir daha seneye kadar aleyhine hiçbir hata yazılmaz.” (ed-Dürer ve’l-leâlî, Nu’man el-Âlûsî, Gâliyetü’l-mevâ’ız, sh;30)

İbni Mes’ûd (Radıyallahu Anh) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü olduğunda Allâh-u Te’âlâ bir kuluna hayır murad ettiyse, ona kitabını açık olarak verir, fakat mahlukat arasında onu rezil etmemek için: “Bunu gizlice oku!” buyurur.

O da kimsenin kendisini işitmeyeceği şekilde kitabını gizlice okur. Bunun üzerine melekler: “Ey bizim İlâhımız! İşte bu, daha önce hiçbir günahkâra nasip olmamış bir inayettir. Oysa Sen, Sana karşı gelmiş olanları ateşle azaba uğratacağına dair tehdit etmiştin!” derler.

O zaman Aziz ve Celîl olan Allâh: “Ey Meleklerim! Şüphesiz ki Ben onu dünyada ramazân ayının şiddetli sıcağında açlık ve susuzluk ateşiyle yaktım. Artık bugün onu ateşlerde yakmam. Muhakkak ki Ben onu affettim ve geçmişte yaptığı günahlarla isyanları kendisi için bağışladım. Karşılıksız veren bol lütuf sahibi ancak Benim!” buyurur.
(İsmâil Hakkı Bursevî, Mecâlisü’l-va ‘z ve’t-tezkîr sh:95)

Ramazan ayı oruçlarının faziletleri ve mükafatları, konusu için kaynak alınan eser;
[Ramazan-ı Şerif Risalesi – Ahmet Mahmut Ünlü]

Yorum Yap